Otomotiv Sektörü
Opel 160. Yılını Kutluyor!


Dünyanın en köklü otomobil markalarından biri olan Opel için bu yıl oldukça özel. Adam Opel, Opel’i 160 yıl önce Rüsselsheim’da kurarken, uluslararası alanda farklı sektörlerde aktif olan, başarılı bir şirketin temellerini de atmış oldu. 1862 yılında dikiş makinesi üretmeye başlayan Opel, dünyanın en büyük bisiklet üreticisi ve ardından uluslararası üne sahip bir otomobil markası haline geldi.
Marka, bulunduğu dönemin yeniliklerini ve modern Alman teknolojilerini ürünlerine entegre ederek herkes için ulaşılabilir hale getiriyor. “Opel tarafından üretildi” felsefesi markanın tüm ürünlerini farklı kılıyor ve bu felsefe bugün hala geçerliliğini koruyor. Günün koşullarına ve gelişen teknolojiye hızlı adapte olan Opel, 2022 itibarıyla kendini tamamen elektrikliye geçişe adamış durumda. Bu kapsamda Alman marka, farklı elektrikli güç-aktarma çeşitlerine sahip geniş bir model yelpazesini geleceğe hazırlıyor.
Çilingir Philipp Wilhelm Opel’in en büyük oğlu Adam’ın yolu aslında önceden belirlenmişti. Bir gün babasının işini devralacak ve devam ettirecekti. Ancak Adam’ın baba mesleğini devam ettirmek yerine Paris ile ilgili büyük hayalleri vardı. Liège, Brüksel ve Londra’da kaldıktan sonra, dikiş makinesi işine girmek için çok önemli bir karar aldı. Özlemini çektiği başlangıç noktasına nihayet ulaşmıştı. Adam, Ağustos 1862’de 25 yaşındayken memleketi Rüsselsheim’a döndü ve ailesinin evinde kendi mütevazı atölyesini kurdu. Dikiş makinelerine ilgisi olmayan babasının isteklerine karşı çıktı. Kozmopolit şehirlerde zaman geçirdikten sonra doğduğu yere dönüş, genç usta için büyük bir değişiklik ve değişim anlamına geliyordu. Ancak Adam, küresel Opel şirketinin temellerini burada, o zamanki 2.000 nüfuslu Rüsselsheim köyünde attı.


“Güvenilir Marka” Opel’in ilk adımları
İlk dikiş makinesinin montajı aylar sürdü. İlk dikiş makinesini Rüsselsheim’daki usta terzi Hummel satın aldı ve 40 yıl boyunca aynı makineyi kullandı. O zaman bile markanın sloganı “Opel, güvenilir” idi. Adam Opel, 1863’te amcasının kullanılmayan ahırında ilk kendi üretim tesisini kurdu.
Sonraki yıllarda dikiş makinesi işi gelişti ve Opel büyüdü. 1868’de iki katlı bir üretim holü, buhar makinesi ve yanında konut ve ofis binası olan yeni bir fabrika binası inşa etti. Taşındığında şirkette 40 kişi çalışıyordu. Aynı yıl sadece ev işleriyle değil şirketin muhasebesiyle de ilgilenen eşi Sophie ile evlendi. Bireysel istekleri yerine getirmesi ve özel gereksinimler için özel dikiş makineleri tasarlaması nedeniyle Opel’in üretim rakamları hızla arttı. Fabrika, 1886 yılında 18.000 makine üretti. Şirket, Almanya’nın en büyük dikiş makinesi üreticilerinden biri haline geldi ve Avrupa’ya ürün ihracat etmeye başladı.
1887: Dikiş makinesinden bisikletlere uzanan bir yolculuk
Sanayileşme, 1880’lerde Opel ailesine daha fazla iş fırsatı sundu. Adam Opel, 1884’te Paris’e yaptığı bir gezide yüksek-tekerlekli bisiklet ile tanıştı. Bisiklet, Fransa’nın başkentinde zaten yaygın bir ulaşım aracıydı. 1887 sonbaharı, şirket tarihinde yeni bir dönemin resmi başlangıcını işaret ediyordu
Daha önce dikiş makinelerinde olduğu gibi Opel, bisikletlerinde de modern teknolojiyi benimsemekte hızlı davrandı. 1888’de, Rüsselsheim’da bisiklet üretiminin başlangıcını belirleyen yüksek-tekerlekli bisikletin yerini modern küçük tekerlekli bisiklet aldı. 1890 yılına kadar 2.200 adet iki tekerlekli satıldı. Adam ve Sophie’nin beş oğlu, bisiklet yarışlarında elde ettikleri 550’nin üzerinde zaferle kendi davalarının en iyi elçileri oldular. 1920’lerde Opel, dünyanın en büyük bisiklet üreticisi haline geldi. O sene 15.000 bisiklet bayisi Rüsselsheim’da üretilen Opel marka bisikletleri sattı. 1923’te montaj hattının devreye girmesiyle, her yedi saniyede bir üretim hattından bir bisiklet üretilmeye başlandı.
1899: Opel otomobil üretmeye başladı
Adam Opel, 1895 yılında öldükten sonra, beş oğlu şirketi daha da ileriye taşımak üzere şirket tarihindeki belirleyici adımı attı ve 1899’da otomobil üretimine başladılar. Opel, kısa sürede endüstrinin öncülerinden biri oldu. Şu anda ise dünyanın gelenek bakımından en zengin ve köklü otomobil üreticilerinden biri konumunda. Alman marka, 21 Ocak 1899 tarihinde Friedrich Lutzmann’dan Dessau’da bulunan “Anhaltische Motorwagenfabrik”i satın aldı. Aynı yıl “Patent-Motorwagen System Lutzmann” ile Rüsselsheim’da otomobil üretmeye başladı. 1906’da 1.000’inci araç üretildi. Şirket ertesi yıl imparatorluk sarayına atandı ve böylece bir sonraki atılımını yapmış oldu. Ancak Opel, asıl atılımını 1909’da küçük 4/8 hp “Doktorwagen” ile yaptı ve otomobilin yaygınlaşmasında rol oynadı.
Modern, yenilikçi ve herkes için ulaşılabilir modeller
Opel, takip eden yıllarda trendleri belirleyen bir marka oldu. Konfor, güvenlik ve en yeni teknolojiler her zaman markanın önceliği oldu. Marka bu süreçte ulaşımı herkes için erişilebilir kılma temel felsefesinden ödün vermeden gelişmeye devam etti. Adam Opel, 160 yıl önce ilk olarak ürettiği dikiş makineleriyle müşterilerini memnun etmişti. Opel, bugün ise pazarda müşterilerine modern ve yenilikçi ulaşım çözümleri sunuyor. Marka, bugün farklı elektrikli araç çözümlerine sahip. Opel Corsa ve Mokka gibi çok satanlar dışında hafif ticari üçlüsü Combo, Vivaro ve Movano da elektrikli versiyona sahip. Opel Grandland ve Opel Astra modellerinin hibrit versiyonları ise ürün ailesinde mevcut. Markanın elektrikli modellerini ise Opel Vivaro-e HYDROGEN tamamlıyor. 15 yaş ve üstü genç sürücüler, iki kişilik dört tekerlekli bisiklet statüsünde yer alan Opel Rocks-e sayesinde elektrikli ulaşım yolculuğuna şimdiden başlayabiliyor.
Otomotiv Sektörü
Otonom araçlar sigortada sorumluluğu yeniden tanımlıyor


Otonom sürüş teknolojileri test aşamasından gerçek trafik koşullarına doğru ilerlerken, “Kaza olduğunda kim sorumlu olacak?” sorusu ise otonom araç sigortası ve sigorta sektörünün geleceği açısından en kritik konulardan birini oluşturuyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, otonom araçlarla birlikte sürücü merkezli geleneksel sorumluluk anlayışının değişeceğini belirterek, “Gelecekte bir trafik kazasında yalnızca sürücünün davranışını değil; aracın yazılımını, sensörlerini, üreticisini, teknoloji sağlayıcısını ve hatta siber güvenlik altyapısını konuşacağız. Bu dönüşüm sigorta sektörünün risk tanımını da yeniden şekillendirecek” dedi.
Otomotiv sektöründe uzun süredir konuşulan otonom sürüş artık yalnızca teknoloji şirketlerinin geliştirme laboratuvarlarındaki bir gelecek senaryosu değil. Sürücü destek sistemlerinden belirli koşullarda sürüş görevini devralabilen sistemlere kadar uzanan teknoloji hızla gelişirken, uluslararası mevzuat da bu dönüşüme uyum sağlamaya başladı.
Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE) bünyesindeki Dünya Araç Mevzuatını Uyumlaştırma Forumu (WP.29), 24 Haziran 2026 tarihinde tamamen sürücüsüz Otonom Sürüş Sistemlerine (Automated Driving Systems – ADS) yönelik ilk küresel düzenleyici çerçeveyi kabul etti. Yeni çerçeve; güvenlik yönetim sistemlerinden test ve doğrulamaya, araçların kullanım sürecindeki sürekli izlenmesine kadar ortak güvenlik kriterleri getiriyor.
Otonom sürüşün gelişmesiyle birlikte gündeme gelen dönüşüm yalnızca otomotiv sektörünü ilgilendirmiyor. Aracı kimin kullandığı ve kazaya kimin neden olduğu soruları üzerine kurulu geleneksel trafik sigortası ve kasko yaklaşımının da önümüzdeki dönemde yeniden şekillenmesi bekleniyor.
“Sorumluluk artık yalnızca direksiyon başındaki kişiye ait olmayacak”
IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, otonom araç sigortası açısından en büyük değişimin sorumluluk kavramında yaşanacağını belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Bugünkü sistem büyük ölçüde insan davranışı üzerinden çalışıyor. Bir trafik kazasında sürücünün kusuru, diğer tarafların davranışı ve kazanın oluş şekli değerlendirilerek sorumluluk belirleniyor. Ancak sürüş kararlarının bir bölümünü veya tamamını yazılımın verdiği bir dünyada bu denklem değişiyor. Kaza sürücünün hatasından mı, sensörün çevreyi yanlış algılamasından mı, yazılımdaki bir problemden mi, yoksa aracın teknik bir arızasından mı kaynaklandı? Sigortacılık açısından önümüzdeki dönemin temel sorularından biri bu olacak.”
Çiftçi, otonom araç kazalarında sigorta sorumluluğunun giderek daha çok tarafı kapsayan bir yapıya dönüşeceğine dikkat çekerek sürücünün yanı sıra araç üreticisi, yazılım geliştiricisi ve teknoloji sağlayıcılarının da sorumluluk zincirinin parçası haline geleceğini ifade etti:
“Direksiyondaki insanın rolü azaldıkça teknoloji sağlayıcılarının sorumluluğu daha görünür hale gelecek. Dolayısıyla bir kazayı değerlendirirken yalnızca ‘Sürücü ne yaptı?’ sorusunu sormak yeterli olmayacak. ‘Araç ne yaptı, sistem neden bu kararı verdi ve sistem olması gerektiği gibi çalıştı mı?’ sorularının da yanıtlanması gerekecek.”
Otonom araç kazalarında “kim sorumlu?” sorusunun tek bir cevabı olmayabilir
Otonom araçların yaygınlaşmasıyla birlikte kazalardaki sorumluluğun aracın otonomi seviyesine ve kaza anında sürüş görevini kimin yerine getirdiğine göre değişebileceğini belirten Çiftçi, bu nedenle araç tarafından üretilen verilerin öneminin de artacağına dikkat çekti.
Bir sürücünün müdahale etmesi gereken bir sistem ile sürüş görevini tamamen aracın üstlendiği bir sistemin aynı şekilde değerlendirilemeyeceğini söyleyen Çiftçi, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Burada önemli olan aracın ne kadar ‘otonom’ olduğunun doğru tanımlanması. Sürücünün sistemi sürekli izlemesi gereken bir araçla, belirli koşullarda sürüş görevini tamamen üstlenen bir araç arasında hukuki ve sigortacılık açısından önemli farklar var. Bu nedenle gelecekte kazanın saniyeler öncesindeki araç verileri, sistemin aktif olup olmadığı, sürücüye müdahale uyarısı verilip verilmediği ve sensörlerin ne algıladığı hasar değerlendirmesinin önemli parçaları haline gelebilir.”
Bu dönüşümle birlikte araçların ürettiği verilerin saklanması, erişimi ve yorumlanmasının yalnızca teknik değil, sigortacılık açısından da kritik hale geleceğini belirten Çiftçi, veri güvenliği ve kişisel verilerin korunması konularının da yeni dönemin önemli başlıklarından biri olacağını söyledi.
Trafik sigortası ve kaskoda risk tanımı değişecek
Otonom sürüşün yaygınlaşmasının trafik sigortası ve kasko ürünlerini de dönüştüreceğini belirten Çiftçi, geleneksel araç sigortalarında ağırlıklı olarak sürücü, araç ve kullanım özellikleri üzerinden yapılan risk değerlendirmelerine yeni parametrelerin ekleneceğini söyledi:
“Bugün bir aracın sigorta riskini değerlendirirken aracın modeli, değeri, kullanım şekli, hasar geçmişi ve sürücü profili gibi pek çok faktöre bakıyoruz. Otonom araçlarda ise bunlara yazılım versiyonu, sensör teknolojileri, otonom sürüş seviyesi, siber güvenlik altyapısı ve sistem güncellemeleri gibi tamamen yeni değişkenler eklenebilir.”
Çiftçi, bu nedenle gelecekte kasko sigortası ile ürün sorumluluğu, mesleki sorumluluk ve siber sigorta gibi farklı sigorta alanlarının birbirine daha fazla yaklaşabileceğini ifade etti.
Yazılım hatası yeni dönemin “sürücü hatası” olabilir
Otonom araçların en önemli özelliklerinden birinin çevresindeki dünyayı kameralar, radarlar, sensörler ve diğer teknolojiler aracılığıyla algılayarak çok kısa sürede karar verebilmesi olduğunu belirten Çiftçi, bu yapının yeni riskleri de beraberinde getirdiğine dikkat çekti:
“Bir sensörün yol üzerindeki bir nesneyi yanlış algılaması, yazılım güncellemesinin beklenmeyen bir sonuç yaratması veya sistemler arasındaki iletişimin kesintiye uğraması gelecekte bir hasarın nedeni olabilir. Bugün sürücü hatasını tartışırken yarın algoritmanın verdiği kararın nasıl oluştuğunu tartışabiliriz. Bu da hasar tespitinden sorumluluk paylaşımına kadar sigortacılığın birçok sürecini değiştirecek.”
Çiftçi’ye göre bu dönüşüm, sigorta şirketleri ve brokerler açısından otomotiv teknolojisini çok daha yakından takip etmeyi zorunlu hale getirecek. Yapay zekâ ve algoritma tabanlı sürüş sistemlerinin araç kullanımında daha fazla karar üstlenmesiyle birlikte, yazılım kaynaklı risklerin sigortacılık açısından önemi de artacak.
Siber saldırılar otomobil sigortasının da konusu haline geliyor
Otonom ve bağlantılı araçların yazılım ve veri altyapısına giderek daha fazla bağımlı hale gelmesinin siber güvenlik risklerini de otomotiv sigortacılığının gündemine taşıdığını belirten Çiftçi, araçların artık yalnızca mekanik değil aynı zamanda dijital varlıklar olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi:
“Bağlantılı bir araçta siber saldırı yalnızca kişisel verilerin ele geçirilmesi anlamına gelmiyor. Teorik olarak aracın bazı fonksiyonlarının etkilenmesi, sistemlerin devre dışı kalması veya sürüş güvenliğinin riske girmesi gibi çok daha ciddi senaryolar söz konusu olabilir. Dolayısıyla geleceğin otonom araç sigortası; fiziksel hasar, ürün sorumluluğu ve siber risklerin kesiştiği çok daha bütüncül bir yapıya dönüşebilir.”
Bu nedenle siber güvenlik, yazılım hataları, sensör arızaları, veri ihlalleri ve sistem güncellemelerinden kaynaklanan risklerin önümüzdeki dönemde yeni teminat ihtiyaçlarını beraberinde getirebileceğini ifade eden Çiftçi, sigorta sektörünün teknolojik gelişmeleri poliçe şartlarına yansıtabilme hızının da giderek daha önemli hale geleceğini söyledi.
“Kazalar azalabilir ama risk ortadan kalkmayacak, şekil değiştirecek”
Otonom sürüş teknolojilerinin temel hedeflerinden birinin insan hatasından kaynaklanan kazaları azaltmak olduğuna dikkat çeken Çiftçi, teknolojinin gelişmesinin sigortaya duyulan ihtiyacı ortadan kaldıracağı yönündeki değerlendirmelere ise katılmadığını belirtti:
“Otonom sürüş sistemlerinin gelişmesiyle bazı kaza türlerinin azalması mümkün. Ancak bu, riskin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Riskin kaynağı değişecek. İnsan hatasının payı azalırken yazılım, donanım, veri, siber güvenlik ve ürün sorumluluğu gibi alanların ağırlığı artacak. Sigortacılık da tam olarak bu değişimi doğru okuyabilmek zorunda.”
Çiftçi, gelecekte sigorta sektörünün yalnızca hasar sonrasında ödeme yapan bir yapıdan daha fazla uzaklaşarak teknoloji üreticileri, otomotiv şirketleri ve kullanıcılarla birlikte çalışan bir risk yönetimi ekosisteminin parçası haline geleceğini öngördüklerini ifade etti.
“Geleceğin sigortacılığında teknolojiyi anlamadan riski anlamak mümkün olmayacak”
Otonom araçların yaygınlaşmasının sigorta sektöründe uzmanlık alanlarını da değiştireceğini belirten Çiftçi, brokerlerin müşterileri adına yalnızca poliçe şartlarını değil, teknolojik riskleri ve farklı sorumluluk alanlarını da birlikte değerlendirmesi gerekeceğini söyledi:
“Sigortacılık her zaman değişen risklere uyum sağlayarak gelişti. Otonom araçlar da bunun yeni ve çok önemli bir örneği. Gelecekte teknolojiyi anlamadan riski, riski anlamadan da doğru sigorta çözümünü oluşturmak mümkün olmayacak.”
IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği olarak uluslararası sigorta ve reasürans piyasalarındaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten Çiftçi, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bugünden yarının poliçesini yazmak mümkün olmayabilir; ancak yarının risklerini bugünden okumaya başlamak zorundayız. Otonom sürüş yaygınlaştıkça kasko, trafik, ürün sorumluluğu ve siber sigorta arasındaki sınırların giderek daha fazla iç içe geçtiğini göreceğiz. Bizim rolümüz de müşterilerimizin yalnızca mevcut risklerine değil, teknolojiyle birlikte ortaya çıkacak yeni sorumluluk alanlarına karşı da hazırlıklı olmalarını sağlamak. Sigortacılığın geleceğini, teknolojiyi takip eden değil, teknolojinin yarattığı yeni riskleri önceden okuyabilen kurumlar şekillendirecek.”
Otomotiv Sektörü
Opel 10 Yıl Aranın Ardından Paris Otomobil Fuarı’na Geri Dönüyor!


Üstün sürüş keyfini Alman kalitesi ve mühendisliğiyle bir araya getiren Opel, on yıllık bir aranın ardından otomotiv dünyasının en köklü etkinliklerinden biri olan Paris Otomobil Fuarı’na geri dönüyor. Marka, 12–18 Ekim 2026 tarihleri arasında Paris’te düzenlenecek fuarda, başta yeni Opel Astra olmak üzere en güncel ürün gamını ve yenilikçi çözümlerini otomobil tutkunlarıyla buluşturacak.
Alman otomotiv üreticisi Opel, geçtiğimiz eylül ayında Münih’te gerçekleştirilen IAA Mobility’de sergilediği etkileyici dünya prömiyerlerinin ardından, bu kez 12–18 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan Paris Otomobil Fuarı’nda sahne alarak ürün atağını sürdürüyor. Genişleyen model ailesi ve elektrikli mobilite vizyonu doğrultusunda marka, Fransa’nın başkentinde güçlü bir geri dönüşe hazırlanıyor.
Yeni Astra ve GSE ürün gamı fuarın odak noktası olacak
Opel’in Paris Otomobil Fuarı’ndaki odak noktasını, kısa süre önce Brüksel’de dünya prömiyeri gerçekleştirilen yeni Opel Astra oluşturuyor. Rüsselsheim’da tasarlanıp geliştirilen model, markanın güncel tasarım dili ve ileri teknolojileriyle dikkat çekiyor. Bununla birlikte Opel’in tamamen elektrikli yüksek performans vizyonunu temsil eden yeni Mokka GSE ve markanın geçtiğimiz günlerde duyurduğu yeni Corsa GSE de fuarda sergilenecek modeller arasında yer alıyor. Marka ayrıca fuar kapsamında, elektrikli mobiliteye yönelik yaklaşımını ortaya koyan farklı yeniliklerini ve geleceğe ışık tutan tasarım çalışmalarını da ziyaretçilerle buluşturacak. Opel standı, hem mevcut ürün gamını hem de markanın geleceğe yönelik stratejisini yansıtan önemli bir deneyim alanı sunacak.
Opel, ekim ayında Paris Otomobil Fuarı’na güçlü bir geri dönüş yapmaya hazırlanıyor. Marka, en yeni modellerini benzersiz bir atmosferde sergileyerek ziyaretçilere etkileyici bir deneyim sunarken, Paris’teki varlığıyla dikkat çekici ve kapsamlı bir katılıma imza atacak.
Otomotiv sektörünün en önemli uluslararası organizasyonları arasında yer alan Paris Otomobil Fuarı, geleceğin mobilite trendlerini ve bu alandaki en yeni teknolojileri bir araya getiren önemli bir platform olmayı sürdürüyor. 91’inci kez düzenlenecek fuar, 12–18 Ekim 2026 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek. Bir önceki etkinlik ise 2024 yılında gerçekleştirilmiş ve yarım milyondan fazla ziyaretçiyi ağırlamıştı.
Otomotiv Sektörü
Mobilitede Yeni Lüks Standartı: Mercedes-Benz’den “Isıtmalı Emniyet Kemeri” Hamlesi


Otomotiv dünyasında inovasyonun merkezi kabul edilen Mercedes-Benz, mobilite deneyimini sadece sürüş dinamikleriyle değil, dokunsal konforla da yeniden tanımlıyor. Markanın teknoloji vitrini olan yeni S-Class, sektörde bir ilke imza atarak ısıtmalı emniyet kemeri dönemini başlatıyor.
Konforun Ötesinde: Neden Şimdi?
Mobilite haberleri yapan mecralarda sıklıkla tartışılan “kişiselleştirilmiş konfor” kavramı, Mercedes-Benz ile yeni bir boyuta evriliyor. Kış aylarında direksiyon ve koltuk ısıtmasına alışık olan kullanıcılar için geliştirilen bu sistem, emniyet kemerinin dokusuna yerleştirilen ince iletken liflerle çalışıyor.
Sistemin temel avantajları:
-
Hızlı Adaptasyon: Kemer takıldığı anda vücut ısısına uyum sağlayarak soğuk şokunu engelliyor.
-
Enerji Verimliliği: Kabin havasını ısıtmak yerine doğrudan vücuda temas eden noktaları ısıtmak, özellikle elektrikli (EV) modellerde batarya verimliliğine katkı sağlayabiliyor.
-
Güvenlik Teşviki: Soğuk nedeniyle kemer takmaktan kaçınan veya kalın montlarla kemer kullanan sürücüleri, daha ince kıyafetlerle daha sıkı ve güvenli kemer kullanımına teşvik etmesi bekleniyor.
S-Class’tan Kitlelere: Mobilitenin Evrimi
Otomobil tarihine yön veren birçok donanım (hava yastığı, ABS, sesli komut) gibi ısıtmalı emniyet kemeri de ilk olarak “en üst segment” olan S-Class ile yollara çıkıyor. Ancak mobilite trendleri, bu tarz konfor odaklı çözümlerin çok kısa sürede C-SUV ve hatta B segmenti araçlara kadar demokratize olduğunu gösteriyor.
Editörün Notu: Mercedes’in bu hamlesi, otonom sürüşe yaklaştığımız bu dönemde “araç içini bir yaşam alanı” olarak kurgulama stratejisinin en taze halkası.
Teknik Detaylar
-
Isınma Süresi: Sistem, aktif edildikten sonra yaklaşık 2 dakika içinde ideal sıcaklığa ulaşıyor.
-
Kontrol: MBUX (Mercedes-Benz User Experience) üzerinden koltuk ısıtmasıyla senkronize veya bağımsız olarak ayarlanabiliyor.
-
Dayanıklılık: Isıtma telleri, kemerin esnekliğini ve kaza anındaki mukavemetini etkilemeyecek şekilde mikro mühendislikle tasarlandı.
Sizce ısıtmalı emniyet kemeri bir “lüks aksesuar” mı yoksa geleceğin standart donanımı mı? Görüşlerinizi yorumlarda bizimle paylaşın!
-



Genel7 yıl önceToyota Corolla Hatchback Tanıtıldı, İŞTE FİYAT LİSTESİ!!
-



Genel8 yıl önceİletişim
-
Genel8 yıl önce
Biz Kimiz?
-
Genel8 yıl önce
Reklam ve Sponsorluk
-



Genel8 yıl önceGizlilik politikası
-



Genel7 yıl önceBu Tarihi Not Edin! “30-31 Mayıs 2020”
-



Genel6 yıl önceRenault’dan Kaçırılmayacak Kampanya: “Şimdi Al Eylül’de 750TL Taksitle Ödemeye Başla”
-



Genel6 yıl önceYaz tatili öncesi lastiklerinizi kontrol etmeyi ihmal etmeyin









