Connect with us

Teknoloji

CHATGPT İLE DİJİTAL PAZARLAMADA DENGELER DEĞİŞECEK

Yapay zekâ tabanlı sohbet robotu ChatGPT’ye entegre edilen alışveriş özelliği, dijital pazarlama dünyasında geniş yankı uyandırdı. Kullanıcıların bilgiye ulaşma, ürün araştırma ve satın alma kararlarını dönüştüren platformun e-ticaret alanına adım atması, dijital reklamcılıkta köklü bir dönüşümün kapısını aralayıp aralamayacağı sorusunu da beraberinde getirdi. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Dijital Pazarlama Okulu Kurucusu Yasin Kaplan, ChatGPT’de klasik reklam anlayışından ziyade, yapay zekâ ve makine öğrenimi destekli, bağlamsal reklam modellerinin ön plana çıkacağını belirtti. Kaplan, bu yeni dönemde kullanıcı odaklı, daha akıllı ve kişiselleştirilmiş bir dijital pazarlama alanının oluşacağını ifade etti.

Her geçen gün büyümeye devam eden dijital pazarlama sektörü, yapay zekâ kullanımının artmasıyla birlikte yeni bir dönüşüm sürecine hazırlanıyor. ChatGPT’ye eklenen alışveriş özelliğiyle birlikte reklamların nasıl konumlanacağı tartışılırken, sektör; kullanıcı deneyimini merkeze alan, satın alma sürecini kısaltan ve marka–kullanıcı etkileşimini artıran yeni nesil reklam modellerine yöneliyor.

Yapay Zekâ Destekli Alışveriş, Dijital Pazarlamanın Kurallarını Değiştiriyor

ChatGPT’ye gelen alışveriş özelliğinin dijital reklamcılığı farklı bir boyuta taşıyacağına dikkat çeken Yasin Kaplan, şu değerlendirmelerde bulundu: “ChatGPT, yalnızca bir yapay zekâ aracı olmanın ötesine geçerek dijital reklamcılık açısından yepyeni bir mecra oluşturma potansiyeline sahip. OpenAI’nin açıkladığı reklam yaklaşımında en önemli nokta, reklamların ChatGPT’nin verdiği yanıtları etkilemeyecek olması ve yanıt bağımsızlığının korunması. Bu da kullanıcı güvenini koruyan, daha şeffaf bir reklam ekosistemi anlamına geliyor. Google ve Meta gibi büyük platformların dışında, daha etkileşimli, niş ve kullanıcıya özel bir alan oluşuyor. Burada ürünü arayan değil, ürün hakkında soru soran kullanıcıya ulaşmak mümkün hâle geliyor. Kullanıcının sorduğu sorular anlık olarak analiz edilerek, bağlamla uyumlu ve ihtiyaç odaklı reklamlar gösterilebilir. Bu yaklaşım, geleneksel dijital reklamlarda sıkça karşılaşılan reklam körlüğü sorununa da önemli bir çözüm sunabilir.”

Kaplan, ChatGPT’de reklam alanlarının kontrollü ve ayrı alanlarda konumlanmasının dijital pazarlamanın dinamiklerini önemli ölçüde değiştireceğini vurgulayarak şöyle devam etti: “ChatGPT’de reklamların belirli alanlarda ve açık şekilde ‘reklam’ olarak etiketlenmesi, kullanıcı deneyimini bozmadan marka görünürlüğü sağlamayı mümkün kılacaktır. Bu durum, web sitelerindeki blog ve içerik alanlarının önemini daha da artırabilir. Kullanıcı faydasını önceleyen, bilgilendirici içerikler öne çıkarken; yalnızca ürünü değil, ürün bilgisini merkeze alan reklam çalışmalarının etkileşimi artacaktır. Artık Google’da üst sıralarda yer almak tek başına yeterli olmayacak. Yapay zekâ destekli içerik yönetimi ve çok kanallı görünürlük, dijital pazarlamanın temel unsurlarından biri hâline gelecek.”

Dijital pazarlamada SEO’nun öneminin daha da artacağını belirten Kaplan, ChatGPT’nin kullanıcı alışkanlıklarını değiştirdiğine dikkat çekerek şunları söyledi: “ChatGPT ile birlikte kullanıcılar, klasik arama motorlarında yapmadıkları kadar uzun, detaylı ve net sorgularla ürün ve hizmet önerileri istiyor. ChatGPT ise bu taleplere; ürün görselleri, fiyat bilgileri, kullanıcı yorumları ve mağaza bağlantılarını içeren kapsamlı yanıtlar sunabiliyor. Örneğin ‘1000 TL ile 3000 TL arasında akıllı özelliklere sahip erkek saatleri önerir misin?’ gibi bir sorguda sistem, web üzerindeki farklı kaynakları analiz ederek en uygun seçenekleri kullanıcıya sunabiliyor. Bu kaynaklar yalnızca markaların kendi web siteleriyle sınırlı kalmıyor; bloglar, forumlar, haber siteleri, YouTube videoları ve diğer dijital platformlar da önemli referans noktaları hâline geliyor.”

Kaplan, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Bu da markalar için önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: Ürününüzün yalnızca kendi web sitenizde yer alması artık yeterli değil. Farklı platformlarda görünür olmak, ChatGPT gibi yapay zekâ sistemleri için güçlü bir referans oluşturuyor. Daha spesifik ve detaylı sorgulara verilen nokta atışı yanıtlar sayesinde kullanıcıların satın alma yolculuğu kısalıyor ve daha bilinçli hâle geliyor. Bu da dijital reklamcılıkta daha akıllı, daha hedefli ve kullanıcı odaklı bir dönemin başladığını gösteriyor.”

Continue Reading
Tıkla Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Teknoloji

Yapay zekâ ve veri odaklı dönüşüme 500 milyon TL yatırım!

Bacacı Yatırım Holding, grup şirketlerinde veri ve yapay zekâ odaklı dönüşüm için 500 milyon TL’lik yatırım planı hazırladı. Bacacı Yatırım Holding Bilgi Teknolojileri İcra Kurulu Üyesi Vildan Çal Özel, bu yatırımların yanı sıra özellikle yapay zekâ odaklı girişimlerle iş birliklerini destekleyecek ayrı bir “start-up fonu” da kurguladıklarını söyledi.

Son yıllarda yapay zekâ ve veri temelli dönüşüm, iş dünyasının en kritik gündem maddeleri arasında yer alıyor. Bu yeni dönemde, farklı sektörlerde faaliyet gösteren grup şirketlerinin ortak ihtiyaçlarını karşılayacak güçlü ve sürdürülebilir bir teknoloji zemini oluşturmayı hedefleyen Bacacı Yatırım Holding, yapay zekâ ve veri odaklı dönüşüm için yaklaşık 500 milyon TL’lik bir yatırım planı hazırladı. Bacacı Yatırım Holding ayrıca,  yapay zekâ odaklı girişimlerle iş birliklerini destekleyecek ayrı bir “start-up fonu” oluşturulması için de çalışmalara başladı.  

“YAPAY ZEKÂYI İŞ DEĞERİNE DÖNÜŞTÜRECEK PROJELERİ HAYATA GEÇİRMEK GEREK”

Teknoloji yatırımlarını yalnızca altyapı modernizasyonu olarak değil; doğrudan iş sonuçlarına dokunan, ölçülebilir değer üreten ve uzun vadede rekabet avantajı sağlayan bir dönüşüm alanı olarak ele aldıklarını belirten Bacacı Yatırım Holding Bilgi Teknolojileri İcra Kurulu Üyesi Vildan Çal Özel, “Bugün herkes yapay zekâyı konuşuyor ancak konuşmak tek başına yeterli değil. Asıl odaklanmamız gereken konu, yapay zekâyı gerçek iş değerine dönüştürebilecek doğru kullanım alanlarını ve projeleri hayata geçirmek. Bu nedenle 2026 yılında Bacacı Yatırım Holding olarak odağımız, yapay zekâyı bir söylem olmaktan çıkarıp, gerçekten iş sonuçlarına dokunan alanlarda derinleştirmek olacak. Bunun için veri altyapımızı sadeleştiren, veri kalitesini artıran ve analitik olarak çok daha erişilebilir hale getiren adımlar planlıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin özellik­le finans sektöründe küresel ölçekte rekabetçi bir nokta­da olduğunu ifade eden Özel, “Bu aşamada kritik olan, teknolojiyi ekono­mik büyümenin bir kaldıraç unsuru olarak konumlandır­mak. Türkiye’nin büyüme iv­mesini sürdürülebilir kılabil­mesi için teknoloji, en önemli hızlandırıcılardan biri olarak öne çıkıyor” diye konuştu.

“START-UP FONU KURULMASI DA GÜNDEMDE

Yapay zekâ ve veri temelli dönüşümün yalnızca teknoloji yatırımıyla sınırlı olmadığına işaret eden Özel, sürecin merkezinde insan kaynağının yer aldığını vurguladı. Bu doğrultuda hem organizasyonel yapılanmayı hem de çalışma modellerini yeniden ele aldıklarını belirten Özel, sözlerine şöyle devam etti:

“Bu dönüşümün sürdürülebilirliği büyük ölçüde insanla mümkün. Yapay zekâ ve veri tarafındaki yetkinlikleri güçlendirecek ekip yapıları ve yeni iş modelleri üzerinde çalışıyoruz. Ancak ekip derken yalnızca kendi organizasyonumuzu kastetmiyoruz. Start-up ekosistemini bu dönüşümün doğal bir parçası olarak görüyoruz. Kendi sektör tecrübemizi, kurumsal birikimimizi ve teknoloji altyapımızı girişimlere açarak karşılıklı değer üretmeyi amaçlıyoruz. 2026 yılı için, yapay zekâ ve veri odaklı dönüşüm başta olmak üzere teknoloji alanında yaklaşık 500 milyon TL’lik bir yatırım planı ile ilerliyoruz. Bunun yanında, fırsat bazlı değerlendirilecek ve özellikle yapay zekâ odaklı girişimlerle iş birliklerini destekleyecek ayrı bir “start-up fonu” da kurguluyoruz.”

Continue Reading

Teknoloji

Geleceğin Alışveriş Deneyimi, Yapay ve Duygusal Zekâyı Buluşturan Hibrit Modellerle Şekilleniyor!

Perakende ve e-ticaret dünyası 2026’dan itibaren yeni bir rekabet eşiğine geliyor. TP’nin global raporu; perakende ve e-ticarette kazananların teknolojiyi insan dokunuşuyla birleştiren, hızlı, güvenli ve yüksek değerli hibrit deneyimi uçtan uca tasarlayan markalar olacağını gösteriyor.

Dijital iş hizmetlerinin küresel lideri TP’nin perakende ve e-ticaret sektör raporu, dijital alanda büyümenin hızlanacağını, hızlı ödeme, güven ve insan dokunuşuyla güçlendirilmiş yapay zeka deneyimlerinde fark yaratan markaların öne çıkacağını  gösteriyor. Raporda tüketicilerin dijital kolaylığı benimsediği ancak karmaşık ve hassas süreçlerde insan etkileşimini güçlü biçimde tercih ettiği vurgulanıyor.

Küresel Perakendede Büyümenin %74’ü Dijital Kanallardan Gelecek

Rapora göre, küresel perakende satışlarının 2024-2029 döneminde yüzde 2 bileşik yıllık büyüme (CAGR) göstermesi ve bu artışın yüzde 74’ünün dijital kanallardan gelmesi bekleniyor. E-ticaret penetrasyonunun ise 2029’da yüzde 28’e yükselmesi öngörülüyor. Rekabetin odağını “ürün/fiyat” ekseninden “deneyim kalitesi” eksenine çeken bu kayma, perakendenin geleceğinin hız, güven ve duygusal zeka (EI) entegre edilmiş, insan odaklı yapay zeka çözümlerini üzerinde şekilleneceğini gösteriyor.

Hız: Karar-Ödeme-Satın Alma Hattındaki Rekabet Avantajı

Müşterilerin yaklaşık yüzde 70’lik büyük bir kesimi, satın alma yolculuğunun ödeme adımında  deneyimini etkileyen olumsuzluklar sebebiyle sepeti terk ediyor. Bu nedenle rapor, “anında ödeme”nin artık sadece bir özellik değil; doğrudan gelir etkisi yaratan stratejik bir unsur olduğunu vurguluyor. Ödeme akışındaki her ek adım, gecikme ve gereksiz doğrulama yalnızca dönüşümü değil, marka algısını da etkiliyor. Hız; sadece “daha çabuk” olmanın ötesinde  doğru noktada doğrulama, gerçek zamanlı karar mekanizmaları, kullanıcıyı yormayan tasarım ve sorunsuz kanal geçişleri anlamına geliyor.

Güven: Risk Yönetiminin Ötesinde, Müşteri Sadakatinin Temeli

Altı çizilen çarpıcı göstergelerden bir diğeri de iade ekonomisinin büyüklüğü. Rapor, 2024’te tüketicilerin iade ettiği ürünlerin toplam hacminin 685 milyar dolar seviyesine ulaştığını; bunun 103 milyar dolarının iade ve talep dolandırıcılığı kaynaklı kayıp olduğunu gösteriyor. Bu ölçekte bir kayıp, güvenliğin “maliyet kalemi” değil; karlılığı ve itibarı koruyan stratejik bir unsur olduğunun göstergesi niteliğinde. Aynı zamanda raporda müşterilerin kişisel bilgi ve ödeme güvenliği hassasiyeti ön plana çıkıyor. Bu nedenle güven başlığının savunma refleksiyle değil; yönetişim, gerçek zamanlı izleme, erken uyarı mekanizmaları ve operasyonel disiplinle uçtan uca yönetilmesi gerekliliği vurgulanıyor.

Hibrit Model: Geleceğin Müşteri Deneyimi EI + AI ile Şekilleniyor

Perakende sektöründe yapay zeka artık gündemin merkezinde yer alıyor. Raporda kişiselleştirme, öneri motorları, chatbot’lar, talep tahmini ve operasyon optimizasyonu başlıkları öne çıkıyor. Bu noktada kritik uyarı, AI’nın  doğru kurgulanmadığında güveni zedeleyebildiği yönünde. Üretken yapay zeka uygulamalarında hatalı/uygunsuz yanıt riski, markalar için müşteri deneyiminde insan dokunuşu ve duygusal zeka başlıklarını daha da önemli hale getiriyor.

Müşterilerin yüzde 53’ü hala gerçek zamanlı insan desteğini tercih ediyor. İnsan destekli kanallarda memnuniyet (CSAT) yüzde 75 seviyesindeyken, self-servis teknolojilerde memnuniyet yüzde 55 seviyesinde kalıyor. Bu tablo; kazandıran formülün  yapay zekanın insan dokunuşunu güçlendirecek biçimde şekillendirilmesi gerektiğini ortaya çıkarıyor.

TP Türkiye ve Azerbaycan CEO’su Tülay Doğrular, yeni rekabet düzenini şöyle özetliyor: “Perakende ve e-ticarette rekabet artık yalnızca teknoloji üzerine değil; güven, deneyim ve sürdürülebilir değer yaratmak üzerine. Yapay zeka büyük fırsatlar sunuyor, ancak gerçek etki, insan dokunuşunu güçlendirdiğinde ortaya çıkıyor. 2026 ve sonrasında perakende markaları için kritik soru ‘Hangi teknolojiye yatırım yapıyoruz?’ değil; ‘Bu yatırımı nasıl hız, güven ve yüksek değerli etkileşime dönüştürüyoruz?’ olacak. Büyümenin yüzde 74’ünün dijital kanallardan geleceği bir dünyada; yüzde 70’e yaklaşan sepet terk oranları, 103 milyar dolarlık dolandırıcılık kaybı ve müşterilerin yüzde 53’ünün insan desteğini tercih ettiği gerçeği, tek bir şeyi söylüyor: Geleceğin kazananları, teknolojiyi insan dokunuşuyla birleştiren; hızlı, güvenli ve değer yaratan hibrit deneyimi uçtan uca tasarlayan markalar olacak.”

Continue Reading

Teknoloji

Vestel teknolojileriyle son bir yılda 44 milyon litre su tasarrufu sağlandı

Sürdürülebilir bir gelecek için su kaynaklarının korunmasına katkıda bulunan Vestel, Dünya Su Günü vesilesiyle akıllı beyaz eşya ürünlerinden elde ettiği su tasarrufu verilerini kamuoyuyla paylaştı.

Vestel, kullanıcılarının tercih ettiği su tasarruflu programlar ve akıllı sistemler sayesinde son bir yılda yaklaşık 44 milyon litre su tasarrufu sağladı. Bu miktar yaklaşık 17,5 olimpik yüzme havuzuna eşit.

Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya genelinde milyarlarca insan güvenli suya erişimde zorluk yaşıyor. Bu nedenle su verimliliği sağlayan teknolojiler, sürdürülebilir geleceğin en kritik araçlarından biri olarak görülüyor. Vestel, bu yaklaşımla ürün ve teknolojileriyle su kaynaklarının korunmasına katkı sağlamaya devam ediyor. Dünya Su Günü vesilesiyle paylaştığı veriler, Vestel’in akıllı teknolojilerinin su verimliliği konusunda önemli kazanımlar sunduğunu ortaya koyuyor.

Vestel Global Pazarlama & Yurt İçi Satış Genel Müdürü Duygu Badem Uylukçuoğlu 22 Mart Dünya Su Günü kapsamında yaptığı açıklamada, “Su kaynaklarının korunmasını, sadece çevresel bir gereklilik değil; gelecek nesillere olan borcumuz ve ertelenemez bir ortak sorumluluk olarak görüyoruz. Çatısı altında faaliyet gösterdiğimiz Zorlu Grubu’nun Akıllı Hayat 2030 vizyonuyla uyumlu şekilde; çevresel ve sosyal etkiyi işimizin doğal bir bileşeni olarak ele alıyoruz. Sürdürülebilirliği tüm operasyonlarımızın merkezine alırken, sadece üretim süreçlerimizde değil, ürünlerimizin kullanım aşamasında da su ve enerji verimliliğini en üst seviyeye taşımak için çalışıyoruz. Teknolojinin dönüştürücü gücüyle tüketicilerimizi de sürdürülebilirlik yolculuğuna aktif birer paydaş olarak dahil edip; kaynak kullanımını optimize eden akıllı çözümlerimizle, doğayla uyumlu bir yaşam kültürünü hep birlikte inşa etmeyi amaçlıyoruz.

Teknolojiye dayalı bu vizyonumuzun somut etkilerini, paylaştığımız veriler net bir şekilde ortaya koyuyor. Akıllı cihazlarımızın sağladığı yüksek verimlilik sayesinde, sadece son bir yılda yaklaşık 44 milyon litre su tasarrufu elde ettik. Bu rakam, 17,5 olimpik yüzme havuzunun doluluğuna denk geliyor. Yeni nesil çamaşır ve bulaşık makinelerinde su tüketimi, önceki nesil Vestel modellerinin ortalama tüketimi ile karşılaştırıldığında yüzde 27,7 azalırken, ‘Eco’ program ve ‘otomatik yük algılama’ gibi inovasyonlarımızla suyun daha verimli kullanılmasına katkı sağlayan teknolojiler geliştiriyoruz.

Özellikle kullanıcılarımızın bilinçli tercihleriyle sadece ‘Eco’ program kullanımı üzerinden 2,5 milyon litrelik su tüketiminin önüne geçilmesi, teknoloji ile tüketicinin farkındalık davranışı birleştiğinde dünyamız için ne kadar önemli bir etki yaratabileceğini ortaya koyuyor” dedi.

17,5 olimpik yüzme havuzuna denk su tasarrufu

Vestel’in paylaştığı verilere göre akıllı cihazların sağladığı verimlilik sayesinde son bir yılda bulaşık makinelerinde yaklaşık 24 milyon litre, çamaşır makinelerinde ise yaklaşık 20 milyon litre olmak üzere, yaklaşık 44 milyon litre su tasarrufu sağlandı. Bu miktar 17,5 olimpik yüzme havuzuna denk gelen bir su hacmine karşılık geliyor.

Vestel, geliştirdiği enerji ve su verimliliği yüksek ürünler, akıllı program seçenekleri ve kullanıcı farkındalığını artıran teknolojileriyle sürdürülebilir kaynak kullanımına katkı sağlıyor. Dünya Su Günü kapsamında paylaşılan veriler, teknolojinin doğru kullanıldığında doğal kaynakların korunmasında ne kadar önemli rol oynayabileceğini gösteriyor.

Yeni nesil dönüşüm sürüyor

Eski nesil bulaşık ve çamaşır makineleri yerine Vestel’in son teknoloji bulaşık ve çamaşır makineleri ile kullanıcıların ortalama su tüketimi yüzde 27,7 oranında azalmış ve yıkayıcı ürünlerinin daha verimli hale geldiğini gösteriyor.

Vestel akıllı ürünlerindeki ‘Eco’ program ile standart program arasındaki su tüketimi farkı da dikkat çekici boyutlara ulaşıyor. Bulaşık makinelerinde ‘Eco’ program tercih edildiğinde standart programlara kıyasla yüzde 20 daha az su kullanılıyor. Çamaşır makinelerinde bu oran yüzde 39’a çıkıyor.

‘Eco’ programla 2,5 milyon litre su tüketimi önlendi

Kullanıcı tercihlerine uygun şekilde Vestel’in akıllı cihazlarından elde edilen verilere göre kullanıcılar son bir yılda bulaşık makinelerinde 478 bin 658 kez, çamaşır makinelerinde ise 96 bin 895 kez ‘Eco’ programını tercih etti. Daha yoğun programlar yerine ‘Eco’ programını tercih eden kullanıcılar, yaklaşık 2,5 milyon litre su tüketiminin önüne geçti. Ortaya çıkan veriler, Vestel kullanıcıların bilinçli tercihlerinin somut etkisini ortaya koyuyor.

Otomatik yük algılama ile gereksiz tüketime son

Vestel çamaşır makinelerinde bulunan ‘otomatik yük algılama’ teknolojisi gereksiz su tüketimini azaltmaya yardımcı olan önemli bir özellik. ‘Eco’ programında tam yük yerine yarım yük algılandığında yüzde 43, çeyrek yük algılandığında ise yüzde 55 su tasarrufu sağlanıyor. ‘Pamuklu’ programında yarım yük algılanması halinde, tam yük tüketimine kıyasla yüzde 41 su tasarrufu sağlanıyor. Bu teknoloji sayesinde makineler, yıkama sırasında çamaşır miktarını analiz ederek su tüketimini otomatik olarak optimize ediyor.

Vestel, geliştirdiği yeni nesil ürünlerle su ve enerji verimliliğini artırmaya yönelik çalışmalar yürüterek sürdürülebilir yaşam kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlamayı hedefliyor.

Continue Reading
Reklam
Reklam
Reklam

Trending

Copyright © 2017 Zox News Theme. Theme by MVP Themes, powered by WordPress.