Connect with us

Teknoloji

Vatansever: Türkiye’nin büyüme kalitesini teknoloji yoğunluğu belirleyecek

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, 2027–2029 Orta Vadeli Program’da verimlilik artışı, teknolojik dönüşüm, yüksek katma değerli üretim ve kritik teknolojilerde kapasitenin güçlendirilmesinin birlikte ele alınmasını stratejik açıdan önemli bulduklarını belirterek, “Türkiye’nin önümüzdeki dönemde yalnız ne kadar büyüdüğü değil, büyümenin ne kadarının bilgi, teknoloji, yazılım, mühendislik ve fikrî mülkiyetten geldiği de belirleyici olacak. Büyümenin kalitesini teknoloji yoğunluğumuzu ne kadar artırabildiğimiz gösterecek” dedi.

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından 6 Eylül 2026’da açıklanan ve aynı gün Resmî Gazete’de yayımlanan 2027–2029 Orta Vadeli Programı (OVP) değerlendirdi.

OVP’de makroekonomik istikrarın güçlendirilmesi, kalıcı fiyat istikrarının sağlanması ve mali disiplinin sürdürülmesinin yanı sıra verimlilik artışı, Ar-Ge ve yenilikçilik kapasitesinin geliştirilmesi, yeşil ve dijital dönüşüm, yüksek katma değerli üretim ve ekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesinin temel politika alanları arasında yer almasını önemli bulduklarını ifade eden Vatansever, teknoloji politikalarının büyüme ve rekabet gücüyle giderek daha fazla iç içe geçtiğini söyledi.

“Büyümenin kalitesini teknoloji yoğunluğu belirleyecek”

OVP’ye göre Türkiye ekonomisinin 2027’de yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6 ve 2029’da yüzde 5 büyümesi; program dönemi sonunda millî gelirin 2,2 trilyon doların üzerine, kişi başına gelirin 25 bin dolara, mal ve hizmet ihracatının ise 450 milyar dolara ulaşması hedefleniyor.

Program döneminde yaklaşık 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulması ve işsizlik oranının 2029’da yüzde 7,6’ya gerilemesi öngörülürken, enflasyonun 2027’de yüzde 21’e, 2028’de yüzde 13,5’e ve 2029’da yüzde 9’a indirilmesi hedefleniyor.

Vatansever, makroekonomik hedeflerin yanı sıra ekonominin üretim yapısındaki dönüşümün önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu:

“2,2 trilyon doların üzerinde bir ekonomik büyüklüğe ulaşmak son derece önemli. Bunun yanında o ekonominin ne kadarının teknoloji, bilgi, yazılım, mühendislik ve yüksek katma değerli faaliyetlerden oluştuğu da uzun vadeli rekabet gücümüzü belirleyecek. Türkiye’nin büyüme kalitesini teknoloji yoğunluğumuzu ne kadar artırabildiğimiz gösterecek.”

“Üretimin içindeki bilgi ve teknoloji payını artırmalıyız”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda büyümenin niteliğinin dönüştürülmesi kapsamında sanayide üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun yükseltilmesi, hizmetlerde ise bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli faaliyetlerin daha fazla öne çıkarılmasına yönelik yaklaşımı değerlendiren Vatansever, Türkiye’nin üretim yapısındaki teknoloji içeriğinin artırılmasının önemine dikkat çekti.

Yılmaz’ın aynı sunumda imalat sanayisine 250 milyar TL ilave kredi desteğisağlanacağını ve orta-yüksek ile yüksek teknoloji ağırlıklı yatırımlar için ayrılan 750 milyar TL’lik yatırım kredilerinin kullandırılmaya devam edileceğiniaçıklamasını da önemli bulduklarını ifade eden Vatansever şunları söyledi:

“Türkiye’nin hedefi yalnız daha fazla üretmek olmamalı. Ürettiğimiz ürün ve hizmetlerin içine daha fazla mühendislik, yazılım, tasarım, veri, Ar-Ge ve fikrî mülkiyet koyabilmeliyiz. Bir ürünün fiziksel değerinin yanında içindeki bilgi ve teknoloji de ihracat değerimizi belirliyor.”

Yapay zekâ destekli üretim verimliliği artıracak

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda yapay zekâ destekli ve otonom üretim sistemleriyle enerji, hammadde, iş gücü ve makine kullanımında verimliliğin artırılmasına yönelik yaklaşımı açıklamasını değerlendiren Vatansever, bunun yapay zekânın reel ekonomiyle bağını somut biçimde ortaya koyduğunu söyledi.

Vatansever şu ifadeleri kullandı:

“Yapay zekânın ekonomik değeri yalnız yapay zekâ şirketlerinin büyüklüğüyle ölçülmez. Bir fabrikanın enerji kullanımını azaltıyor, üretim planlamasını iyileştiriyor, makine kapasitesini daha verimli kullanıyor veya hata oranını düşürüyorsa doğrudan ekonomik değer üretiyor demektir. Yapay zekâyı reel ekonomiye yayabildiğimiz ölçüde toplam verimlilik etkisini göreceğiz.”

“Dijital dönüşüm artık verimlilik politikasıdır”

OVP’de sanayinin yeşil ve dijital dönüşümünün hızlandırılması, üretim süreçlerinde verimliliğin artırılması ve teknoloji yoğunluğunun yükseltilmesine yönelik politikaları değerlendiren Vatansever, dijitalleşmenin yalnız teknoloji şirketleri açısından değil, ekonominin tamamı açısından bir verimlilik aracı hâline geldiğini söyledi.

“Bir işletmenin aynı kaynaklarla daha fazla üretmesi, enerjiyi ve hammaddesini daha verimli kullanması, süreçlerini hızlandırması ve hatalarını azaltması doğrudan ekonomik verimlilik anlamına geliyor. Bu nedenle dijital dönüşümü artık yalnız bilişim yatırımı değil, verimlilik politikası olarak değerlendirmeliyiz” dedi.

KOBİ’lerin dijitalleşmesi dönüşümü tabana yayacak

Teknolojik dönüşümün yalnız büyük işletmelerle sınırlı kalmaması gerektiğini belirten Vatansever, Türkiye’deki geniş KOBİ ekosisteminin dijitalleşmesinin toplam ekonomik verimlilik açısından önemli olduğunu ifade etti.

“Büyük işletmelerin ileri teknolojilere yatırım yapması önemli; ancak binlerce KOBİ’nin üretimden stok yönetimine, satıştan finansal süreçlere kadar günlük faaliyetlerini dijital araçlarla daha verimli hâle getirmesi ekonomik dönüşümün tabana yayılmasını sağlar. Teknolojinin gerçek ekonomik etkisi yaygın kullanımda ortaya çıkar” değerlendirmesinde bulundu.

“Ekonomik güvenliğin yeni boyutlarından biri teknoloji”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda ekonomik güvenlik ve dayanıklılığı ayrı bir politika alanı olarak ele alması ve kritik alanlarda dışa bağımlılığın azaltılarak ekonominin şoklara karşı direncinin güçlendirilmesine yönelik yaklaşımı değerlendiren Vatansever, teknolojik kapasitenin ekonomik dayanıklılık açısından giderek daha stratejik hâle geldiğini söyledi.

Yılmaz’ın savunma, sağlık, yarı iletkenler ve yapay zekâ başta olmak üzere stratejik alanlarda Ar-Ge, üretim ve yerlilik kapasitesinin daha ileriye taşınmasına yönelik açıklamalarına dikkat çeken Vatansever, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ekonomik güvenlik artık yalnız enerji veya finansman güvenliğiyle sınırlı değil. Yapay zekâdan yarı iletkenlere, haberleşme altyapılarından siber güvenliğe kadar kritik teknolojilere erişebilmek ve bu alanlarda kendi bilgi ve mühendislik kapasitenizi geliştirmek de ekonomik dayanıklılığın parçası hâline geldi.”

“Yatırım artık yalnız fabrika yatırımı değildir”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda uluslararası doğrudan yatırımların artırılması, küresel yeteneklerin ve girişimcilerin Türkiye’ye çekilmesi ile teknoloji şirketleri ve çok uluslu firmaların merkez operasyonlarına yönelik yatırım politikalarını vurgulamasını değerlendiren Vatansever, dijital ekonomiyle birlikte yatırım kavramının genişlediğini söyledi.

Vatansever şöyle konuştu:

“Bugün bir ülkeye yatırım gelmesi yalnız fabrika kurulması anlamına gelmiyor. Bir küresel teknoloji şirketinin Ar-Ge merkezini, yazılım geliştirme ekibini, veri altyapısını veya bölgesel operasyonlarını Türkiye’ye taşıması da yüksek değerli doğrudan yatırım niteliğinde. Böyle yatırımlar beraberinde bilgi, insan kaynağı ve uluslararası teknoloji ağlarını da getiriyor.”

450 milyar dolarlık ihracat hedefinde teknoloji yoğunluğu

OVP’de program dönemi sonunda mal ve hizmet ihracatının 450 milyar dolara çıkarılması hedeflenirken, yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun ürün ve hizmetlerin ihracat içindeki payının artırılmasına yönelik yaklaşım da Türkiye’nin rekabet gücü açısından önem taşıyor.

Vatansever şu değerlendirmeyi paylaştı:

“450 milyar dolarlık ihracat hedefinin içinde yüksek teknolojili ürünlerin ve dijital hizmetlerin payını büyütmek uzun vadeli rekabet gücümüz açısından kritik. Yazılım, finansal teknolojiler, oyun, siber güvenlik, veri hizmetleri ve yapay zekâ çözümleri Türkiye’nin yeni nesil ihracat kapasitesinin önemli bileşenleri olabilir.”

Dijital Türk Lirası ve finansal teknoloji ekosistemi

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda Dijital Türk Lirası’nın kullanıma sunulması ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaların sürdürüleceğini belirtmesini de değerlendiren Vatansever, ödeme sistemleri ve finansal teknolojilerin dijital ekonominin temel altyapıları arasında yer aldığını söyledi.

“Ödeme sistemlerinin güvenli, yenilikçi ve gelişime açık olması dijital ekonominin büyümesini doğrudan destekliyor. Dijital Türk Lirası çalışmalarını bu geniş finansal teknoloji dönüşümünün önemli bileşenlerinden biri olarak görüyoruz” dedi.

“Teknolojik kapasite ekonomik değere dönüştüğünde büyümenin niteliği güçlenir”

Vatansever değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:

“2027–2029 Orta Vadeli Program’ın fiyat istikrarı, mali disiplin ve sürdürülebilir büyüme hedeflerinin yanında verimlilik, teknolojik dönüşüm, yüksek katma değerli üretim ve ekonomik dayanıklılık başlıklarını birlikte ele almasını önemli buluyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde ve Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’ın koordinasyonunda ortaya konulan bu yaklaşımın Türkiye’nin yalnız ekonomik büyüklüğünü değil, ekonomimizin niteliğini ve rekabet gücünü de geliştirecek önemli bir çerçeve sunduğuna inanıyoruz.

Türkiye’nin teknolojik kapasitesini üretime, ihracata ve verimlilik artışına dönüştürebildiğimiz ölçüde daha yüksek katma değer üreten, daha rekabetçi ve dış şoklara karşı daha dayanıklı bir ekonomik yapı oluşturabiliriz.”

Continue Reading
Tıkla Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Teknoloji

Kaspersky raporu: 2026’nın ilk yarısında yapay zekâ hizmetlerindeki güvenlik açıkları 10 kat arttı

Farklı sektörlerde hız kazanan yapay zekâ adaptasyonu, bu servislere yönelik tespit edilen güvenlik açıklarında da ciddi bir artışı beraberinde getirdi. Kaspersky’nin yayımladığı üç aylık İstismar ve Güvenlik Açıkları Raporu dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor: Kaspersky Zafiyet Yönetimi verilerine göre, 2026’nın ikinci çeyreğinde yapay zekâ ve büyük dil modelleri (LLM) servislerinde kaydedilen güvenlik açıkları, 2025’in son çeyreğine kıyasla 10 kat artarak 935’e ulaştı. 2026’nın 2. çeyreğinde tespit edilen kritik seviyedeki açıkların sayısı ise 119’a yükselerek 2025 sonundaki seviyenin yaklaşık 5 katına çıktı.

Kaspersky Vulnerability Management verilerine göre 2025-2026 yıllarında LLM’lerde, yapay zekâ araçlarında ve benzer işlevler sunan eklentilerde yayımlanan güvenlik açıklarının sayısı

En yaygın güvenlik açığı kategorilerine yönelik analizler; yapay zekâ tabanlı yazılımlardaki temel risklerin kritik sistem nesnelerine yönelik zayıf erişim kontrol mekanizmaları, hatalı kimlik doğrulama/yetkilendirme yapılandırmaları ve enjeksiyon (injection) açıkları olduğunu gösteriyor.

Kaspersky Zararlı Yazılım Uzmanı Alexander Kolesnikov konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları ifade etti: “Araçlar, eklentiler ve yapay zekâ teknolojileri görevlerin daha verimli şekilde otomatikleştirilmesine yardımcı oluyor. Ancak yapay zekânın kurumlar genelinde hızla yaygınlaşması, beraberinde yeni güvenlik sorunlarını da getiriyor. Erişim kontrolü, kimlik doğrulama ve enjeksiyon işlemlerindeki zayıflıklar, en sık karşılaşılan güvenlik açığı türleri arasında öne çıkıyor. Kurumların korunmak için yalnızca geleneksel yama yönetimine değil, altyapılarını ve erişim kontrollerini gerçek zamanlı olarak görünür kılacak çözümlere de ihtiyacı var. Böylece tehditleri doğru zamanda tespit edip durdurabilirler.”

Kaspersky’nin yakın zamanda yayımladığı KOBİ raporunda, 2026’nın ilk dört ayında Kaspersky güvenlik çözümlerinin, bilgisayarlara yönelik kötü amaçlı veya istenmeyen yazılımların popüler yapay zekâ hizmetleri gibi gösterildiği 33.300’den fazla saldırı girişimini tespit ettiği belirtiliyor. Bu sayı, 2025’in aynı dönemine kıyasla neredeyse 5 kat artış gösteriyor. Söz konusu artış, yapay zekâ hizmetlerinin kullanım alanı genişledikçe bu hizmetleri hedef alan saldırı girişimlerinin de artabileceğine dikkat çekiyor.

Kaspersky, kurumların kurumsal altyapılarını korumak için Kaspersky Next ürün ailesi gibi sürekli izleme, proaktif koruma ve hızlı müdahale özellikleri sunan çözümlerden yararlanmasını öneriyor. Bu özellikler, yapay zekâ ile güçlendirilmiş ortamların güvenliğinin sağlanmasına yardımcı oluyor.

Continue Reading

Teknoloji

Yapay Zeka Yatırımlarında Ölçeklenme Sınavı

Yapay zeka teknolojilerinin kurumsal benimsenme süreci tüm dünyada hızlanırken, işletmelerin önündeki en büyük engel test aşamasından ölçeklendirme aşamasına geçişte yaşanıyor. AMD’nin desteklediği yeni IDC raporuna göre, kurumların %83’ü 10’dan az yapay zeka senaryosu çalıştırarak henüz dönüşümün başlarında yer alıyor. Geleceğin bağımsız kararlar alabilen “Ajan Yapay Zeka” (Agentic AI) sistemlerine hazırlıklı olmak isteyen şirketlerin; yatırım getirisi (ROI) odaklı düşünmesi ve yalnızca GPU değil, CPU ile entegre çalışan yüksek performanslı açık ekosistemlere geçiş yapması gerekiyor.

 

Deneme Aşamasından İşin Merkezine Giden Yol

En gelişmiş pazarlarda dahi netleşen bir gerçek var: Yapay zekayı (YZ) benimsemek kolay, ancak ölçeklendirmek zor. İşletmeler otonom hareket edebilen ‘Ajan Yapay Zeka’ sistemlerine doğru ilerlerken, teknoloji bir deney aracı olmaktan çıkıp büyümenin temel itici gücü haline geliyor.

AMD’nin öngörüleri bu değişimin altını çiziyor. 2026 yılında, küresel yapay zeka işlem kapasitesinin %60’ından fazlasının model “eğitimi” (training) için değil, aktif kullanım olan “çıkarım” (inference) için kullanılacağı tahmin ediliyor. Ne var ki mevcut kurumsal altyapılar, bu ivmeye ayak uydurmakta zorlanıyor.

İşletmeler Neden Ölçeklenemiyor? IDC Verileri Ne Diyor?

AMD sponsorluğunda IDC tarafından hazırlanan “İş Etkisi için Yapay Zeka Altyapısı” başlıklı yeni araştırma, teknoloji dünyasındaki bu açığı rakamlarla gözler önüne seriyor:

  • İşletmelerin %83’ü eşzamanlı olarak 10’dan az YZ kullanım senaryosu çalıştırıyor.
  • Kurumların yalnızca %21,7’si kapsamlı bir Yatırım Getirisi (ROI) analizi yaparken; sadece %22,2’si yapay zeka yatırımlarının iş hedefleriyle uyumlu olup olmadığını doğruluyor.
  • En dikkat çekici veri ise organizasyonların %75’inden fazlasının, geleceğin standardı olacak “Ajan Yapay Zeka” senaryoları hakkında net bir vizyona sahip olmaması.

Yapay Zeka Mimarisinde Yeni Dönem: Sadece GPU Değil, CPU-GPU Uyumu

Yapay zeka iş yükleri arttıkça, BT liderleri üç kritik sorunla yüzleşiyor: Güç ve soğutma limitleri, artan maliyetler ve karmaşıklaşan veri yönetişimi.

Ajan sistemleri ölçeklendirebilmek, yapay zekanın aslında veri merkezi çapında bir sistem problemi olduğunu kabul etmekten geçiyor. Ağır matematiksel işlemler için GPU’lar hayati önem taşımaya devam etse de, tek başına yeterli olmuyorlar. Vektör veri tabanlarını sorgulama, orkestrasyon çerçevelerini çalıştırma ve kurumsal uygulamalarla arayüz oluşturma gibi süreçler; yüksek çekirdek yoğunluklu, düşük gecikmeli ve yüksek bellek bant genişliğine sahip sunucu CPU’larına ihtiyaç duyuyor. Geleceğin kurumsal yapay zekasının silolar halinde değil; yüksek performanslı CPU ve GPU’ların birleşik bir sistemde uyum içinde çalışmasıyla hayat bulacağı öngörülüyor.

Nitekim IDC araştırması, işletmelerin %77’sinin operasyonları basitleştirmek ve performans öngörülebilirliği sağlamak için donanım ve yazılım uyumuna (aynı CPU, GPU platformları) son derece önem verdiğini gösteriyor.

Avrupa Şartları ve Geleceğe Hazırlanan İşletmeler İçin 3 Altın Kural

Özellikle Avrupa gibi regülasyonların, veri egemenliğinin ve sürdürülebilirliğin sıkı olduğu pazarlarda, şirketler açık platformlara yöneliyor. Açık ekosistemler, kurumlara esneklik sağlarken donanım üreticisine (vendor) bağımlı kalınmasının da önüne geçiyor.

Pilot projeleri aşıp yapay zekayı başarıyla ölçeklendirmek isteyen şirketlerin 3 kuralı uygulaması gerekiyor:

  1. Ölçülebilir İş Hedefleri: Her yapay zeka girişimi, yatırım getirisi (ROI) ile desteklenen net iş sonuçlarına bağlanmalı.
  2. Stratejik Altyapı Planlaması: Yeni nesil ajan sistemlerini desteklemek için bulut, veri merkezi ve uç (edge) noktalarda tutarlı ve yüksek performanslı ortamlar inşa edilmeli.
  3. İlk Günden Yönetişim: Veri kontrollerinden model güvenlik testlerine kadar tüm yönetişim ilkeleri baştan tasarlanarak sürecin hızını kesmeyen bir güvenlik katmanı oluşturulmalı.
Continue Reading

Teknoloji

Mobil Uydu ile Acil Durumda İs Sürekliligi

İşNet, mobil uydu internet hizmetiyle kurumların farklı saha koşulları ve acil durum senaryolarındaki iletişim ihtiyaçlarına yanıt veriyor. Coğrafi koşullardan ve karasal altyapıdan bağımsız çalışabilen uydu bağlantıları, deprem, sel ve yangın gibi doğal afetlerde alternatif bir erişim kanalı oluşturuyor.

Uydu iletişimi alanında 27 yıllık deneyime sahip İşNet, Türksat, Intelsat ve Viasat ile yürüttüğü iş birlikleri kapsamında Türkiye genelinde mobil uydu internet hizmeti veriyor. Taşınabilir sistemlerden mobil araçlara yönelik otomatik antenlere, hareket hâlindeki araçlarda kullanılan SOTM (Satcom-on-the-Move) sistemlerinden sabit anten sistemlerine kadar uzanan seçenekler, kurumların farklı saha ve operasyon koşullarına uygun alternatif iletişim altyapıları oluşturmasına imkân tanıyor.

Enerji, madencilik, inşaat, savunma, medya, kamu hizmetleri ve üretim gibi farklı sektörlerde kullanılabilen sistemler, karasal bağlantının bulunmadığı, yetersiz kaldığı veya kesintiye uğradığı sahalarda iletişim ve operasyonel sürekliliğin korunmasında önemli bir işlev üstleniyor.

Karasal Altyapıdan Bağımsız Taşınabilir Çözümler

İşNet’in mobil uydu internet hizmeti, kolay kurulumu sayesinde GSM sinyalinin zayıf olduğu veya sabit altyapının bulunmadığı sahalarda hızla devreye alınabiliyor. Çift yönlü veri iletimi için tasarlanan sistem, platforma uygun çanak anten aracılığıyla doğrudan uydu bağlantısı kurarak geniş kapsama alanı ve yüksek erişilebilirlik sunuyor.

Hizmet kapsamında farklı operasyonel ihtiyaçlara yönelik sistemler bulunuyor:

  • Otomatik Uydu Anten Sistemleri: Mobil araçlar için hızlı kurulum ve kullanım kolaylığı
  • SOTM (Satcom-on-the-Move): Hareket hâlindeki araçlarda uydu bağlantısının sürdürülmesi
  • Taşınabilir (Flyaway) Uydu Anten Sistemi: Farklı saha koşullarına uygun taşınabilir kullanım
  • Sabit (Fixed) Anten Sistemleri: Karasal hatlara alternatif veya yedek iletişim altyapısı

Zorlu Saha Koşullarında ve Afet Durumlarında İletişim Sürekliliği

Mobil uydu internet çözümleri, internet erişiminin yanı sıra VoIP, TV yayınları ve canlı yayın aktarımı gibi iletişim ihtiyaçlarını da karşılıyor. Bu yapı, zorlu saha koşullarında operasyonel sürekliliği sağlarken afet ve acil durumlarda kritik iletişim kanallarının açık tutulmasını mümkün kılıyor. Alternatif ve yedekli bağlantı imkânı, hızlı saha müdahalesi ve koordinasyon gerektiren durumlarda kurumların operasyonel dayanıklılığı açısından da önem taşıyor.

İşNet Teknoloji Direktörlüğü Uydu Sistemleri Müdürü Kadir Özenç konuya ilişkin yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Kurumların alternatif iletişim kanallarını önceden planlaması ve yedekli yapılar oluşturması büyük önem taşıyor. Uydu sistemleri, coğrafi koşullardan ve karasal altyapıdan bağımsız çalışabilmeleri sayesinde kurumların yedekli iletişim yapılarının önemli bir bileşenini oluşturuyor. Uydu iletişimi alanındaki 27 yıllık deneyimimizle Türkiye genelinde mobil uydu internet hizmeti sağlıyoruz. Afet ve acil durumlarda bu sistemler, müdahale süreçlerinin etkin şekilde yürütülmesi ve saha koordinasyonunun sürdürülmesi açısından kritik bir rol üstleniyor.”

7/24 Operasyonel Destek

Türkiye İş Bankası iştiraki olan İşNet, uydu operatörleriyle yürüttüğü iş birlikleri, farklı uydu teknolojileri ve esnek hizmet seçenekleriyle kurumların iletişim altyapılarında yedekliliği ve erişilebilirliği güçlendiriyor. 7/24 teknik destek ve müşteri hizmetleri yapısıyla olağanüstü durumlarda hızlı ve etkin müdahale süreçlerinin yürütülmesine operasyonel destek sunuyor

 

Continue Reading
Reklam
Reklam
Reklam

Trending

Copyright © 2017 Zox News Theme. Theme by MVP Themes, powered by WordPress.